Yunus Kılıç: “Tarlada 50 kuruş, markette 5-10 liraysa sorumluluk zincir marketlerde”

Maruf BUZCUGİL / Canan SAKARYA

TBMM Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Yunus Kılıç, sözleşmeli üretimin altyapısını oluşturacak yasal bir düzenlemeyi bu yasama yılında Meclisten geçirmeyi hedefl ediklerini açıkladı. Sözleşmeli üretim modelinin kooperatifçiliği de geliştireceğini kaydeden Kılıç, “Kooperatifl er ve birlikler ülkede fiyat istikrarını koruyabilmenin en güzel yolu” dedi.

“‘Ürünler tarlada 50 kuruş, markette 5-10 lira’ diye şikayet ediyoruz. Tarladan markete getirsinler, aracılar azalsın, fiyatlar düşsün diye düşünülerek zamanında marketlere çok iyi niyetle imkan verilmiş” diyen Yunus Kılıç, “Marketler bu imkanı devletin ve milletin aleyhine kullanmışlar” değerlendirmesinde bulundu. Dünyada gıda fiyatlarının yükselmesinin, tarımsal ve endüstriyel gıda üreticilerinin lojistiği de elinde bulundurmalarından kaynaklandığını belirten Kılıç, “Dünyada gıda fiyatlarını 4 büyük firma belirliyor; Cargill, ADM, Bunge ve Louis Dreyfus” diye konuştu. TBMM Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti Kars Milletvekili Yunus Kılıç, Ankara Temsilcimiz Maruf Buzcugil ile Parlamento Muhabirimiz Canan Sakarya’nın sorularını yanıtladı.

PANDEMİDE GIDAYA TALEP ARTMADI, AZALDI

Pandemide gıda fiyatlarında önemli bir artış yaşandı, bu artışı neye bağlıyorsunuz?

Pandemi ile birlikte gıdaya talep anlatılanların aksine ne Türkiye’de ne de dünyada artmadı, azaldı. Çünkü turizm sektörü durdu, okullar, restoranlar, toplu gıda tüketimi ve servisi yapılan yerler kapalıydı, uzun zaman hizmet veremediler. Dünyada yer yer kuraklık, sel oldu ama bunlar üretimi çok ciddi bir şekilde düşürmedi.

Üretim düşmediyse, talep azaldıysa fiyatlar niye bu kadar yükseldi?

Fiyatların yükselmesi, dünyada endüstriyel gıdayı üretenlerin, tarımsal üretimi yapanların işin lojistiğini de elinde bulundurmalarından, bunların sayısının da bir elin parmaklarından fazla olmamasından kaynaklanıyor. Pandeminin psikolojisinden çok güzel yararlandılar. Bunlar aynı zamanda lojistikten tarım kimyasallarına kadar birçok alanı da ellerinde bulunduruyorlar. Her ülkede farklı ortaklık ve isimlerle bulunuyorlar. Bunlar Cargill, ADM, Bunge ve Louis Dreyfus firmaları. Dünya gıda ticaretinde mahşerin 4 atlısı olarak biliniyorlar. Başkasına yaşam hakkı vermezler, en çok parayı kazanan bu firmalardır. Pandemi ile iştahları daha da arttı. “Mal bizde, lojistik bizde. Dünyada bir süre mal yokmuş psikolojisi oluşturalım, insanların talebi artsın” dediler ve bir talep enflasyonu oluştu. Bunun üzerine ülkelerin yöneticileri de vatandaşın tepki göstereceğinden, siyasetlerinin yerle bir olacağından korktukları için ne bulurlarsa stoklamaya başladılar. Arzda bir sorun yokken arzı kısarak talep enfl asyonu oluşturdular. Bu bir komplo teorisi değil, bundan 4 trilyon doların üzerinde ilave para kazandılar. Türkiye’nin ithalatçı olduğu ürünlerde de bu nedenlerle ciddi fiyat artışları yaşandı. Çin, ABD gibi çok ürün alan ülkeler büyük stoklara gittiler. Çin, 200 milyon tona yakın mısır depolamaya kalktı. Rusya, Ukrayna gibi tarımsal ürün satan ülkeler fon koydular. Hükümet çeşitli kalemlerde üreticiye destek sağladı, yem fabrikalarına buğday, arpa temin etti, kanatlı sektörüne mısır, buğday verdi. Buna rağmen 2021’i hasarla geçirdik.

2022’DE FİYATLAR DENGEYE OTURACAK

Gerek fiyatlar gerekse tarımsal üretim konusunda 2022 beklentileriniz nedir?

Dünyada yeni mahsuller çıkmaya başladı. Stoklama olanakları azaldı, tarımsal ürünler uzun yıllar saklanamadığı için nereye kadar stoklayacaksınız, bir noktada satmanız gerekiyor. Bir de bu 4 firma dünyadan toplayabildikleri kaba parayı topladılar, artık yeniden dünyada kazanabilecekleri bu kadar çok para yok. Bunlar aynı zamanda, endüstriyel üretim yaptıkları için tüketimin de çok hızlı artmasını istiyorlar. 2022 yılında aynı rahatlıkla hareket edemeyeceklerini düşündüğüm için bu yıl fiyatların belli bir dengeye oturacağını düşünüyorum. Bu bir temenni değil göstergeler bunu gösteriyor.

Kuraklık riski var mı?

Geçen yıl belli bölgelerde kuraklık yaşadık, Doğu, Güneydoğu ve İç Anadolu başta olmak üzere hububatta yüzde 20’lere yakın bir rekolte kaybımız oldu. Bu buğdayda 3-4 milyon, arpada 2 milyon ton azalma demek. Stoklarımız vardı az hasarla geçirdik. Yağışlarda geçen yıla göre yüzde 30 bir artış var ama son 10 yılın ortalamalarının biraz altında. Yağışlar doğru zamanda olursa, iklimden dolayı bir kayıp yaşamayız ama gübreye ulaşımı sağlayamazsak bundan dolayı bir sıkıntı olabilir. Hükümet imkanları ölçüsünde destek verdi. 2022 yılında yine gübre desteğini yüzde 150 oranında artırıyoruz. Bir de Cumhurbaşkanımız başta, ilgili bakanlıklarımızın daha ucuz girdi temin etmeye yönelik çalışmaları var. Çiftçimiz kış ekilişlerinde gübre fiyatları çok yüksek olduğu için yeterli gübre atamadı. Baharda rekolteyi artırabilirsek kurtarabileceğiz. Bir de pek çok yerde bahar ekilişleri var, o dönemde gübre atması için çiftçimize yeniden destek olmamız gerekiyor. Gübre desteklemelerimiz her ne kadar artırılmış olsa da fiyatlardaki artışı yeterince tolere edebilecek durumda olmadığını biliyoruz.

Sözleşmeli üretimle ilgili bir süredir devam eden bir yasa çalışması vardı, hangi aşamaya geldi?

Sözleşmeli üretimden vazgeçmiş değiliz, şu anda çalışıyoruz. Dünyada birçok ülkede sözleşmeli üretim yapılıyor. Türkiye’de de bir mevzuatı olmamasına rağmen üretici ile sanayici arasında kendilerinin belirlediği kurallar çerçevesinde sözleşmeli üretim yapılıyor. Fakat bu bir mevzuata dayalı olmadığıiçin bazı yıllarda üreticiyi bazı yıllarda sanayiciyi zor duruma düşürüyor, bunun sürdürülebilir olması mümkün değil. Bir güven ortamı oluşmadığı için herkes birbirine tereddütlü bakıyor. Oysa kooperatif ve birlikler, zincir marketlere teslim olmamanın, üreticiyi ve fiyat istikrarını korumanın ve piyasayı regüle etmenin en güzel yolu. Dolayısıyla sözleşmeli üretim kooperatifçiliği de geliştirebilecek bir model. Biz istiyoruz ki aynı ürünü üretenler kendi aralarında kooperatifl er kursunlar, hatta sözleşmeli üretim yapmak isteyen sanayici gitsin bu kooperatifl erle protokoller yapsın ama bir tarafında da Tarım Bakanlığı olsun ve son onayı versin. Ayrıca hakem heyeti de oluşturmaya çalışıyoruz, uyuşmazlık durumlarında hızlı karar alabilsin ve mağduriyetleri gidersin. Çünkü tarımsal ürünler uzun süre saklanabilen, dayanabilen ürünler olmadığı için mahkeme süreçleri devam ederken mal zayi olup gitmesin istiyoruz, hızlı karar alabilen mekanizmaları hakem heyeti ile kurmaya çalışıyoruz. İlgili sivil toplum kuruluşlarının, kurumların içinde olacağı hakem heyetleri ile bu işi şekillendirmeye çalışıyoruz.

Bu dönem yasalaşır mı?

Niyetimiz yasalaştırmak, son dönemde görüşme trafiğimizi sıklaştırdık. Bakanlık, Cumhurbaşkanlığından bir ekip, parti yönetimimiz, ilgili milletvekillerinin katıldığı toplantılar yapıyoruz. Düzenlemeye ihtiyaç olduğu konusunda herkes hemfikir. Mevzuat eksikliğinden dolayı modelin kötü işlediğini gördüğümüz bir kanatlı sektörümüz var, bu kötü örneklerin tecrübeleriyle daha güzel bir düzenleme için çalışıyoruz. Öncelikli amacımız, biraz daha imkanları kısıtlı olan üretici tarafını sanayiciye karşı korumak ama sanayiciye de çok ağır yaptırımlar, dayatmalar getirerek o tarafı da ürkütmemek; yani mantıklı bir model oluşturmak.

Sulanabilir ve toplulaştırılan alan hedefimiz 8.5 milyon hektar
Gıda fiyatlarıyla ilgili yeni çalışmalarınız var mı?

20 yıldır koruduğumuz, kolladığımız üretici kesimini kaybetmemenin yolu onları daha fazla desteklemekten geçiyor. Gıda fiyatlarını artıran en önemli sebep dışarıdaki faktörler. Türkiye tarımda hala ihracatçı bir ülke, yıllık 5 milyar dolar ihracatımız var, bu cari açığımızın kapatılmasına katkı sağlıyor. Türkiye’nin bunu 10-15 milyar dolara çıkarma potansiyeli var. Ekilebilir alanı, insan kaynağı var. Bizim ağırlık verdiğimiz konu, sulanabilir alanları sulamak, toplulaştırabileceğimiz alanları toplulaştırmak. Buna ciddi kaynak aktardık. Türkiye’de sulanabilir ve toplulaştırılan alan 500 bin hektardı, şimdi 6.5 milyon hektarı geçti, hedefimiz 8.5 milyon hektara çıkarmak. Bunu yaptığımız zaman ürettiğimizin çok daha fazlasını üretebilecek, ürettiğimizi daha yüksek katma değerli ürünler olarak satabilecek kabiliyetimiz var. Pandemi de gösterdi ki ürettiğiniz kadarının alıcısı var, yeter ki siz dünya ölçeğinde raf ömrü uzun ürünleri üretin.

Çevre Şehircilik ve İklim Bakanlığının tespitleri var, bunun için bir plan var mı?

Hazinenin elindeki arazileri çok düşük fiyatlarla kiralayabilme imkanı getirdik. Hazinenin elinde hangi araziler var, bunlar üretime nasıl kazandırılabilir, yönünde bir çalışma var. Ciddi de kiralamalar oldu. Son zamanlarda özellikle bozuk orman alanları tıbbi aromatik bitkilere açıldı. Bu ürünlerin katma değeri yüksek, dünyada iyi pazarı var. Bir de küçük ölçekli hem tarımsal hem hayvancılık işletmelerimizi büyütmeye yönelik olarak Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu çalışıyor. Yüzde 75 AB, yüzde 25 bizim fonlarımızı kullanıyor. Tarımsal işletmelerin büyüklüğü çok önemli çünkü maliyetini düşürüyor, giderleri azaltıyor ama ne yazık ki Türkiye’de hala hayvancılık yapan işletmelerin yüzde 80’e yakını 10 baş ve altındaki işletmeler. Araziler parçalı, bir işletmeye düşen arazi 60 dönüm. ABD’de bu bin 500 dönüm, Fransa’da 200 dönüm. Mirastan kaynaklı arazilerin 44 milyon sahibi var. Arazilerin bölünmesinin önüne geçmek için 2014 yılında bir kanun çıkardık, ama sahada işlemiyor. Hala üzerinde kafa yorduğumuz, çalıştığımız bir konu, birtakım teşviklerle arazi bankacılığı ile ucuz kredilendirmeyle birbirinden satın almaları sağlayacak formüllerle bu arazileri toplamaya çalışıyoruz. Bir de toplulaştırma önemli, bir kişinin köyün 11 yerinde 11 parça arazisinin olduğu örnekleri görüyoruz, bunları toplamaya çalışıyoruz ki maliyetleri düşsün. Bu konuda ciddi gayretimiz var. Hayvancılık yapıyoruz ama hala ürettiğimiz kaliteli yem 27.5 milyon ton civarında, 14 milyon tonunu ne yazık ki ithal etmek zorundayız. Bizim bunu ortadan kaldırabilmemiz sulanabilir arazilerle mümkün. Cumhurbaşkanımız da bu duyarlılıkta, geçen yıl 5 milyon lira sulama için bütçe ayırdı. Bu yıl da sulamaya ciddi kaynak aktarılıyor. Kaliteli kaba yemimizi kendimiz üretebilirsek hem üreticimizin refahına yansıyacak hem de yer yer yaşadığımız et ve süt konusundaki sorunlar ortadan kalkacak.

‘Tarladan markete’ süreci milli güvenlik problemi
Zincir marketlere karşı ilacın kooperatifl eşme olduğunu söylediniz, kooperatifl eşmeyi hızlandıracak yeni bir yasal düzenlemeye ihtiyaç var mı?

Çok sayıda kooperatifimiz var ama birçoğu işlevsiz, kooperatifçilik her alanda olmalı. ‘Tarlada 50 kuruş, markette 5-10 lira’ diye şikayet ediyoruz. Artık, tarlaya gidip ürünü alan da, taşıyan da, depolayan da, paketleyen de zincir marketler. Gidip denetliyoruz, Bakanlığın müthiş bir gayreti var ama sistem açısından zorlukların olduğunu anlamamız lazım, gıda denetimi ile bu çok zor. Ürünü tarladan alan, paketleyen, taşıyan, satan, pazarlayan hepsi market. Bu imkan zamanında marketlere çok iyi niyetle verilmiş, tarladan markete getirsinler, aracılar azalsın, fiyatlar düşsün diye düşünülmüş. Marketler devletin bu kadar iyi niyetle sunduğu bu imkanı devletin ve milletin aleyhine kullanmışlar. Bunu açık söylüyorum ve arkasındayım. Bu konu milli güvenlik problemi, bunların vicdanı ile cüzdanı arasına sıkışan bir ticaret oluşuyor. Kendi aralarında fiyat ayarlaması yapıldığını, şiddetle inkar ediyorlardı, ufak bir takiple görüldü ve 3 milyar lira ceza yazıldı. Devlet kudretlidir, elindeki enstrümanları kullanır ancak bu sahayı regüle edecek, devletten başka da düzenleyebilecek bir yapıya ihtiyaç var. Bunu yapabilecek olanlar kooperatifl er ve birlikler. Hal yasasında birliklere, kooperatifl ere ciddi yerler açıyoruz. Antalya’daki Mersin’deki bir kooperatif ya da birliğin Ankara’da, Kars’ta satış yerleri olsun. Bu sahada regülasyon yapar, çünkü birlik ve kooperatif vahşi bir mantıkla çalışmaz. Üreticisini korur ama tüketiciyi de korur.

Kooperatifler regülasyona katkı sağlayacak
Hal yasasını çıkarınca her şey yerine oturacak. Hal yasasının birçok ayağı var. İçişleri, Ticaret, Tarım, Sağlık, Ulaştırma bakanlıkları, yerel yönetimler… Ayrıca fiziki şartların yeniden elden geçirilmesi lazım. Lojistiğinden, soğuk hava depolarına kadar önemli değişiklikleri getirecek bir hal yasası çalışmamız var. Hal yasası ile kooperatifl ere geniş bir imkan vereceğiz. Hallerin bir bölümü kooperatifl ere tahsis edilecek. Öncelik üreticinin korunması bunu da en iyi kooperatifler yapar. Devlet bile o hızla hareket edemez, kooperatifl er çok hızlı karar alır. Üyesini koruyan mantık, tüketiciyi de korur. Tarım Kredi de bir birliktir, onlar da regülasyona katkı sağlamak için market sayılarını artırarak pazara girmeye başladılar.

Doğru buluyor musunuz, devlet marketçilik yapar mı eleştirileri geldi?

Bu bir sıkıntıdan kaynaklanan bir durum ama ben isterim ki hiç devlet olmadan doğrudan kooperatifl erle sistem işlesin ve regülasyonu onlar yapsın. Ama şu anda birlik ve kooperatifl er sahada regülasyon sağlayacak durumda değiller. Tarım Kredi Kooperatifl eri yaygın olduğu için böyle bir katkı sağlıyor.

Komisyonun 2022 gündeminde neler olacak?

Yeni sistemde gündemi daha çok milletvekilleri belirliyor. Milletvekillerimizden kooperatifl erle ilgili çalışanlar var, ormanların daha iyi kullanılması, bozuk alanların iyileştirilmesi ya da üretime açılması, sözleşmeli üretim, hal yasası üzerinde çalışmalar sürüyor. Sözleşmeli üretimin bu dönem yasalaşacağını düşünüyorum. Hal yasası çalışılıyor ama çok tarafı olan bir çalışma. Bir süreç gerektiriyor, vazgeçilmiş değil, Bakanlıkların çalışması sürüyor.